20/6/2009

Ey Kur’an Dirilt Bizi!

Hayatımız boyunca hep birilerini örnek aldık. Kimi zaman bizden daha fazla bilenleri, kimi zaman önder olarak gördüklerimizi kimi zaman hayatları koşuşturmaca içerisinde olanlar, kimi zamanda iyi edebiyat yapanlar hep bizim fark ettirmeden kendilerini örnek aldığımız kişiler olmuşlardır. Ama az bir bilgiye sahip olduğumuzda da maalesef ilk eleştirdiğimiz insanlarda onlar olmuşlardır. Daha iyisini yapmışçasına, daha güzel örneklikler sergilemişçesine eleştiri oklarımızı bir zamanlar bize örnek olan insanlara yöneltmişiz. Yerden yere vurmuşuz bazen acımasızca. Haklı sebeplerimiz olsa da bazen kantarın topuzunu kaçırmışız farkında olmadan.

Mihengimiz olan bu insanlar bize belki de İslam’ı sevdiren bize gerçekleri anlatan insanlar olmuş. Ama ne hazindir ki bir çoğu konuşmalarıyla sevdirdikleri İslam dan bihaber yaşam tarzlarıyla şaşırtmışlar bizi. Gayri müslim birinin sözü hala kulaklarımı çınlatmakta. “İnsanlar bana söylemleriyle İslam’ı sevdirdiler ama yaşantılarıyla nefret ettirdiler” diye haykırıyordu. Kişilere endeksli bir yaşam değil aslında İslam. Kişiyle özdeş değil. Kimsenin tapulu malı değil kısacası. Aslında İslam’a bakış açımızdaki problemden kaynaklanıyor tüm bunlar. Şu gerçeği çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Kişiler değil, yoktan var edenin bize inzal ettiği Kitap anlatıyor Müslüman’ı ve onun yaşam tarzını. Ne yapması gerektiğini ve ne yapmaması gerektiğini yine Kuran çiziyor kırmızıçizgilerle.

Oldukça belirgin bir çizgi çizer Kuran insanları tanımlarken. Öyle belirgin ki, birbirine karışması imkânsız. Bir biri içine geçmesi ve yanlış anlamamız imkânsız. Tüm olasılıkları göz önünde bulunduran Rabbimiz altlarına çizdiği kalın çizgilerle tanımlar insana dair tüm vasıfları. Müslüman, mü’min, kâfir, fasık, mücrim, münafık, müfsit, zalim, hata eden, hataları hayatlarını kuşatanlar, mazlum, mustazaf, müstekbir gibi birçok tanımı açık bir şekilde görmekteyiz. Allah’ın kitabı hiçbir şeyi noksan bırakmadan açık ve net bir şekilde açıklıyor hepsini. Beşerin kendi tanımlarına gerek duymadan onların yanlış anlama ve yanlış tanımlamalarını göz önünde bulundurarak ona bırakmıyor Yüce Yaradan.

Bizi Kur’an şekillendiriyor ve ismimizi yine Kur’an koyuyor.
Bizi dirilten, ayağa kaldıran, yaşamımızı şekillendiren yine Yüce Allah’ın kitabı. Evet bizi diriltecek olan tek kaynak.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Kavram kargaşasının ortasında debelendiğimiz günümüzde yaşantımız ve eylemlerimiz doğrultusunda bize Rabbimizin koyacağı isme ve o ismin gerekliliğin yapmaya talibiz.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Susuz ve suya hasret kurak toprak gibi senin bize kana kana gelmene muhtacız. Seni anlamaya, seninle konuşmaya, seninle yürümeye, seninle yol almaya ve seninle dirilmeye muhtacız.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Fırtınalarla boğuşuyorken senin sakin limanına yaklaştık, nerde durmamız gerektiğini, nerede fırtınaya dahil olmamız gerektiğini yine sen göster bize. Ne senin gölgendeyiz diye rahat oturalım, ne de senin ardına sığınarak tüm dünyayı gereksiz ithamlarla bulandıralım.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Birliğimiz, birlikteliğimiz dağıldı. Her birimiz parçalanmış tesbih taneleri gibi her bir yöne dağıldık. Toparlanmaya, tekrar kardeş olmaya, yar, yaran olmaya ihtiyacımız var. Senin müminler ancak kardeştir ayetini yaşamaya şuan çok fazla muhtacız. Biz, bir binanın tuğlaları gibi olmalıydık. Oysa kalplerimiz sınırlarla, cemaatlerle, camialarla, mezheplerle bölündü.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Peygamberimizin size emanet bırakıyorum diye buyurduğu bu emanetini muhafaza edemedik. Onu hovarda mirasyediler gibi paramparça parçaladık. Bazıları seni anlaşılmaz bir kitap olarak tanıttı. Açıp anlamaya bile çalışmadı. Bazıları onu yüksek raflardan hayata indiremedi bile. Yine bazıları onu hayatlarından çıkarıp sadece merasim kitabı gibi lanse ederken, kimileride bir kısmını okuyup, bir kısmını inkâr etti.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Kalbimize tıpkı Mekke’de nazil oluyormuşçasına tekrar nazil ol. Ayet ayet, sure sure tekrar in kalplerimize. Tıpkı sahabe gibi bizde onar onar hayatımıza aktaralım seni.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Bize kalkmamız gereken yeri, nerde durup nerede harekete geçmemiz gerektiğini ve ne zaman yürümemiz ve ne zaman koşmamız gerektiğini bir daha hatırlat. Hatırlat ki her şey çok geç olup ölüm kapımızı çalmadan senin ayetlerin bizde tezahür etsin.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Üzerimize serpilen ölü toprağının kalkmasını sağla. Ve bizi şaha kaldırsın her ayetin. Bizi harekete geçirsin tıpkı kızgın çölde Ömer’i, Hamza’yı, Ali’yi, Osman’ı, Aişe’yi, Hatice’yi, Sevde’yi, Zeyneb’i, Fatımay’ı ve diğerlerini harekete geçirip şimdi anarken ‘Hazreti’ ifadesini kullandığımız bu insanları diriltip harekete geçirdiğin gibi bizi de hareketlendir.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Hayatımıza yön veren senin ahkâmın olsun. Seni bize gönderen yüce Yaratıcımızın emri yeryüzünde hâkim, beşeriyet seninle mutmain olsun. Biz kalbimizi yitirdik. Peygamberimizin “onlar senin yüce kitabını terk ettiler, terkedilmiş olarak bıraktılar” buyruğu gibi bizler seni terk etmek istemiyoruz. Seni yok saymak, senin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek değil bütününe iman etmek istiyoruz.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Biz senin kulbuna tutunmak istiyoruz. Rabbimizin sağlam kulp diye bahsettiği kulpa tutunmamız gerektiğini yine senden öğrendik ve sağlam kulpun ne olduğunu da yine senden öğrendik.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Cihanşümul mesajınla âlemlere rahmet olarak gönderilen resulünle, tüm insanlığı kucaklayan metninle, “Yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz, bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna gazab ettiklerinin ve sapmışların yoluna değil” diye geçen duanla yoktan var edene yaklaştır, yakınlaştır bizi.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Yoktan var edeni senden öğrendik, ibadeti, yaradana yaklaşmamızı, onun Resulünü, ona nasıl iman etmemiz gerektiğini, duayı, sevmeyi, salâtı, yaşamaya dair ne varsa hepsini senden öğrendik.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Adem (a.s.)’ı senden öğrendik. Sen tanıklık yaptın. Ayna oldun İbrahim (a.s.) Rabbini ararken, Nuh (a.s.)’a gemisini yaparken, İsmail boğazlanmak üzere yatırılmışken, Yusuf (a.s.)’ın kuyudan hükümdar olma yolundaki mücadelesinde, Eyüp (a.s.)’ın sabrında, Ashabı Kehf’in kıssasında, Ad, Semud ve Medyen kavminin yaşadıklarında, firavunun ve ebu cehilin yaptıkları zulümlerde hep sen ayna oldun bize. Ve olmaya devam edeceksin bizden sonra geleceklere de.

Dirilt bizi ey Kuran!
Af dilemeyi senden öğrendik. “Duamda olmasa Rabbim beni neylesin” emriyle, dua etmem gerektiğini ve dua etmeyi, istemeyi, dilemeyi senden öğrendik. Allah’a sığınmayı, tefekkürü, tezekkürü, akletmeyi, düşünmeyi, mukayese edip doğru yolda yürümeyi hep senden öğrendik.

Dirilt bizi ey Kur’an!
Her surende cenneti, cehennemi, Rabbimi okuyorum. Cennet ayetleriyle yüzümde tebessüm beliriyor. Cehennem ayetleriyle yapacaklarımı hatırlıyorum. Kıssaların yol gösteriyor bana.

Duam Fatiha,
Efendimizi anıyoruz Ahzab‘la.
Davamın temellerini atıyorum tüm peygamberlerin hayatlarının şekillendiği Enbiya ile.
Tevbe diliyoruz çoğu zaman yılmadan, usanmadan.
Fetih isteğimiz bizi şahlandırıyor.
İnşirah dileniyoruz bazen kalbimize.
Kıyamet‘i yaşıyoruz kimi zaman.
Adiyatla tozu dumana katarak koşturmamız gerektiğini hatırlatıyoruz nefsimize.

Kur’an’la istiyoruz. Kur’an’la diliyoruz. Kur’an’la şekillendirmek istiyoruz yaşamımızı. Dirilt bizi ey Kur’an, bizi ve kalbimizi.
Ey Kur’an dirilt bizi, bir daha ölmemek üzere…

Mükerrem Bulut

25/3/2009

Allah'a İman Etmek Gençleri Daha Mutlu Ediyor



Dünyanın farklı bölgelerinde son yıllarda yapılan anketler ve araştırmalar göstermektedir ki; materyalizmin “sapkın ve insanı karanlığa sürükleyen bir felsefe” olduğunu kavrayan ve Allah’a iman eden gençler, iman etmeyen yaşıtlarına göre daha huzurlu ve mutlu bir yaşam sürüyor.

İnsanların büyük bir kısmı bir türlü gerçek huzuru yakalayamadıklarından, onca çabaya, çalışmaya ve yorgunluğa rağmen bir türlü mutlu olamadıklarından şikayetçidirler. Böyle bir sonuçla karşılaşmalarının sebebi, bu kişilerin mutluluğu yanlış yerde bulacaklarına inanmış olmalarıdır. Örneğin bazılarına göre mutluluk sözde maddi zenginliktedir; böylece istediği şeylere sahip olabilecek ve her geçen gün bir öncekine göre daha fazla şey tüketebilecektir. Bu gibi insanlar için tüketmek hayatlarının en büyük mutluluk kaynağıdır. Bazılarına göre mutluluğun kaynağı genç ve iyi görünümlü olmaktır, bazılarına göreyse iyi bir mevki sahibi olmak ve tanınmaktır.

Bunlar elbette ki insanları dünyada belli oranda ve çoğu zaman bir an için heyecanlandırabilecek sebeplerdir. Ancak bunların kişilerin tek mutluluk kaynağı haline gelmesi, bir araçtan çok amaca dönüşmeleri, bunlar olmadığında kişinin ciddi bir mutsuzluk yaşaması önemli bir sorundur. Bu bozuk düşünce tarzının sonucunda ortaya hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli daha fazlasını, daha iyisini isteyen, daha genç ve güzel ya da daha ünlü olmak için çalışan ve sadece bu sayede mutlu olup daha rahat bir hayat sürebileceklerini zanneden insanlar çıkar. Ne var ki bu çabaları onlara bekledikleri mutluluğu kazandırmaz.

Sorunların Tek Çözümü Din Ahlakının Yaşanmasıdır

Allah’ın varlığı ve birliği apaçık olmasına rağmen bazı insanlar inkarlarında direnirler ve din ahlakını yaşamaktan sürekli olarak kaçınırlar. Şüphesiz, bu çok cahilce bir tutumdur. Çünkü insanın hayatı boyunca arayışında olduğu gerçek huzuru, mutluluğu ve güveni bulabilmesinin tek yolu yaratılışına, diğer bir deyişle Allah’ın emrettiği din ahlakına uygun bir hayat sürmesidir. Din ahlakını yaşamayan bir insanın, imkanları ne kadar geniş olursa olsun, gerçek mutluluğu bulmasına imkan yoktur. Gün içinde yaşanan ve mutluluk gibi görünen anlar ise hem çok kısa ve geçicidir hem de çoğunlukla bu insanlar, gerçekte mutlu değildirler, sadece mutluluk taklidi yapmaktadırlar.

Din ahlakı insanların sabırlı, merhametli, hoşgörülü, itidalli, vicdanlı kısacası güzel huylu bir hayat yaşamalarını sağlar. Herkesin din ahlakına uygun olarak yaşadığı bir toplumda ise, huzur ve itidal toplumun geneline hakim olur. Bireyler her zaman sevgiyle, merhametle ve anlayışla karşılık görürler.

Associated Press: “İman Eden Gençler Daha Mutlu”

Associated Press’in 24 Ağustos 2007 günü yayınladığı haber bu konuda oldukça dikkat çekicidir. Ajans, din ahlakının gençler üzerindeki olumlu etkisini, “Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır” başlığı ile dünyaya duyurmuştur.

Haberde verilen bilgiye göre, yapılan araştırma sonuçlarında dindar olan gençlerin dindar olmayan gençliğe nazaran daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır. Associated Press ve MTV’nin yaptığı geniş bir araştırma kendini dindar ya da çok dindar olarak tanımlayan 13–24 yaş arasındaki insanların dindar olmayanlardan çok daha mutlu olduğunu göstermiştir. Gençlerin %44’ü dinin ve maneviyatın kendileri için çok önemli olduğunu belirtmiş, %21’i bu konuyu önemli bulduğunu söylemiştir. Araştırmaya katılan farklı ırklar arasında ise Afrika kökenli Amerikalılar dinin kendileri için en önemli unsur olduğunu söylemişlerdir. Hayatlarında dinin çok önemli olduğunu belirtenlerin %80’i kendilerini “mutlu” olarak nitelendirmişlerdir.

Sosyologlar da mutluluk ile dini uygulamaları yerine getirme arasında doğrudan bir bağ olduğuna dikkat çekmektedirler. Kuzey Carolina Üniversitesi Sosyoloji Profesörü Lisa Pearce “dinin mutluluğa büyük katkıda bulunduğunu” belirtmiştir.

Yapılan araştırmada gençlerin %68’i kendi dinlerini ve inançlarını uyguladıklarını açıklamıştır. Araştırmaya katılan kişilerin %75’i ise, mutluluklarının üzerinde Allah’ın etkisi olduğunu söylemişlerdir. Ankete katılan 20 yaşındaki üniversite öğrencisi David Mueller, Allah’ın hayat üzerindeki kontrolüne olan inancını şu sözlerle açıklamıştır:

“Yaşamınızdaki olaylara gelince, bunlar sizin için önceden düzenlenmiştir… kendinizi bulacağınız yer Allah’ın sizi yönlendirdiği yerdir.”

Mutluluk Hissini Veren Allah’tır

Allah’a iman, insanları başka hiçbir koşulda elde edemedikleri huzurlu ve mutlu bir yaşama iletir. Mutluluğu ruha hissettiren Allah’tır ve Allah bu hissi yalnızca razı olduğu kullarına verir. Allah’ın rızasından uzak yaşayan birisi kendisini maddi sebepler kullanarak mutlu etmeye çalışabilir ve geçici bir süre için kendini mutlu hissettiğini de zannedebilir. Ancak bu kişi gerçekte bir aldanma içerisindedir. Çünkü duyduğu mutluluk hissi, iman sahibi bir insanın yaşadığı mutluluk ile aynı değildir. Kelime olarak aynı kelime ile isimlendirilse bile, bu durum ömründe hiç tatlı yememiş bir kişinin ekşi tadını ‘tatlı’ zannetmesine benzer. Bu kişi yediği yiyeceğin şekerli olduğunu iddia etse de, gerçek şeker tadını bilen bir insana göre yediği yiyecek ekşidir. Mutluluk kavramı da bu örnekteki gibidir. Allah’a iman edip, Allah’ın kalplerine indirdiği huzura kavuşmuş olan müminler, ‘gerçek’ mutluluğu yaşamaktadırlar ve diğer kişilerin mutluluk zannettikleri hislerin anlık ve geçici heyecanlar olduğunun bilincindedirler.

Müminlerin kalbinde, Allah'ın rızasını kazanma umudunun ve bu yolda çaba harcamanın verdiği bir sevinç ve huzur vardır. Yaşadıkları bu neşe ve sevinç, onları hem dünya hayatında mutlu ve huzurlu kılar hem de Allah'ın rızasını daha fazla kazanmalarını sağlayacak olan şevklerinin en önemli kaynağını oluşturur. Bu sevinç ve mutluluk, iman etmeyen insanların asla ulaşamayacakları ve taklit edemeyecekleri bir sevinçtir. Çünkü bu, Allah'ın yalnızca müminlere hissettirdiği ve Allah'ın rızasını, rahmetini ve sonsuz cennetini ummanın verdiği mutluluk ve huzurdur.

Asıl Mutluluk Yurdu: Cennet

Allah müminleri dünyada güzel ve mutlu bir yaşamla yaşatırken ahirette de cennetle müjdelemiş, yaptıkları tüm salih amelleri kabul edeceğini ve kavuşacakları güzelliğin ve mutluluğun ise pek yakın olduğunu bildirmiştir. Allah'ın sonsuz rahmetini ve sevgisini hissetmek ve sonsuz cennetle mükafatlandırılmayı ummak müminin kalbine büyük bir ferahlık ve huzur verir. Allah Kuran'da müminlerin dünyada ve ahirette güzel bir yaşam süreceklerini şöyle müjdelemektedir:

“Şüphesiz "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler iner (ve der ki) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan cennetle sevinin".” (Fussilet Suresi, 30)

Din Ahlakından Uzak Yaşamın Ortaya Koyduğu Karanlık Tablo

Her gün televizyonlarda, gazetelerde mutsuzluk nedeniyle intihar eden pek çok insandan söz edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, son 45 yılda, tüm dünyada intihar oranları yüzde 60 artmıştır. Yine Dünya Sağlık Örgütü’nün verdiği bilgilere göre dünyada her 40 saniyede 1 kişi intihar ederek ölürken, her 3 saniyede 1 kişi de intihar girişiminde bulunmaktadır. İntihar, günümüzde tüm ülkelerdeki ölümlerin ilk 10 nedeni arasında sayılmaktadır.

Tüm bunların nedeni insanların din ahlakından uzak yaşamalarıdır. Ancak bu olumsuz tablo artık değişmektedir. İki yüzyıl boyunca tüm dünyayı etkileyen materyalist felsefenin ektiği kötülük tohumları artık yok olmaya başlamıştır. İnsanlar Yaratıcımız olan Allah’ın varlığını inkar eden ve “hiç kimseye karşı sorumlu değilsiniz, yaşam mücadelesi veren evrimleşmiş maymunlarsınız, güçlü olan kazanır” yanılgılarını telkin eden Darwinist propagandanın etkisinden çıkmaktadırlar. Bu konudaki en önemli etken hiç kuşkusuz ki; Harun Yahya (Adnan Oktar)’nın kitapları, internet siteleri, belgeseller ve dünyanın birçok yerinde gerçekleştirilen, yaşayan fosillerin yer aldığı sergiler vasıtasıyla Darwinizm’in geçersizliğinin ve Yaratılış Gerçeğinin anlatılması, din ahlakını yaşamanın tüm toplumsal ve kişisel sorunların kesin çözümü olduğunun ortaya konulmasıdır.

“Haberiniz olsun; Allah’ın velileri, onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah’tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (Yunus Suresi, 63–64)

Bu makale,
İlmi Araştırma Dergisi 43. sayı (Ocak 2008) 14. sayfada yayınlanmıştır.