KAYBOLAN İNSANLIĞIMIZ
Farkında mısınız¸ her gün daha refah içinde olacağımız bir hayata doğru
gitmemize karşın¸ daha da yalnızlaştığımızı hissetmekte¸ birbirimizi
sevebilme yeteneğimizi gün be gün kaybetmekteyiz. Yalnızlık demekle¸
çevremizde hiç insan olmaması gibi bir şey kastetmiyorum malumunuz.
Çevremiz ne kadar çok insanla dolu olursa olsun¸ kendimizi yalnız
hissetmemizden bahsediyorum. Bunaldığımız anda içten dost ve ahbap
bulamama sorunumuzdan bahsediyorum. Her şeyin bir bedeli var mantığıyla
insanların maddî karşılığı¸ yahut menfaatleri olmadan başkalarına
yardım etmekten kaçınmalarından bahsediyorum. Kimsenin diğerine
tahammülü yok çünkü artık. Bu hele de büyük şehirlerde artık o hale
geldi ki kimse kimseyi dinlemiyor bile. Oysa hepimiz acılarımızı¸
sevinçlerimizi dostlarımızla paylaşmak isteriz. Sevmek ve sevilmek
isteriz. Bize değer verilsin isteriz değil mi? Çok şey de değil aslında
bu isteklerimiz öğle değil mi? Ama bunların kıymetini bilmedikçe¸
bunlar hayatımızdan kayboluyor. Bakın size ünlü psikiyatrist Viktor
Frankl'ın başından geçen şu olayı nakletmek ve batı toplumlarında refah
düzeyinin yükselmesine karşın¸ gittikçe yalnızlaşan zavallı insanının
gerçekte hepimizin temel bir ihtiyacını nasıl yaşadığını göstermek
istiyorum:
"Saat gecenin üçüdür. Frankl'ın telefonu çalar. Telefonun diğer ucunda
intihar etmek üzere olan bir kadın vardır: ‘intihar etmeye karar
verdim¸ ama ölmeden önce bir psikoterapist olarak sizin ne diyeceğinizi
merak ettim’ der. Telefon konuşması yarım saat kadar sürer. Frankl¸ her
türlü yöntemi deneyerek onu intihardan vaz geçirir. Kadın intihar
etmeyeceğine ve Frankl'ı ziyarete geleceğine söz verir. Sözünü tutar ve
bir gün Frankl'ın yanına gelir. Sohbet ederler. Sohbetleri sırasında
Frankl¸ kadının kendisinin onu ikna etmek için yaptığı konuşmalardan
dolayı değil de¸ başka bir sebeple intihardan vazgeçtiğini anlar. Bu
sebep nedir biliyor musunuz? Gecenin saat üçünde uyandırılmasına rağmen
sabırla onu dinleyen ve onunla konuşan birisinin de var olduğunu
bilmektir sadece. Dolayısıyla bu dünyanın yaşamaya değeceğini düşünerek
intihardan vazgeçmiştir kadın."
İşte bu kadar basit gözüken bir davranış¸ gerçekte ne kadar önemli¸
görüyorsunuz değil mi? Batı dünyasında böyle de¸ bizde çok mu farklı?
Bugün bizde de dostluk¸ fedakârlık¸ akrabalık¸ komşuluk¸ misafirlik¸
insana makam ve parası olduğu için değil¸ sadece insan olduğu için
değer verme¸ karşılıksız sevgi gibi kavram ve konular gittikçe bir
masalda geçen Kaf Dağı ve Anka Kuşu gibi ütopya olmaya başladı
farkındaysanız. Hayatta en büyük amacımız ve değerimiz¸ daha fazla şeye
sahip olmakla sınırlandı maalesef. Kazançlarımız¸ aldığımız ev ve
arabalar¸ ev eşyaları¸ biriktirdiğimiz paralar. Ya kaybettiklerimiz?
İnsanlığımız adına kaybettiğimiz neler var düşünsenize. Bu değerlerin
hangisi parayla alınıp satılabilir? Dostluğun maddi değeri nedir söyler
misiniz? Ya sevginin? Kardeşi için organını bağışlayan insanın bu
davranışı kaç lira eder söyleyebilir misiniz? Ya dini¸ imanı¸ namusu ve
vatanı için can veren kişi akılsız ve aptal mıdır bu düşüncede? Bu tür
davranışlar hangi parayla ölçülür bunu bilenimiz olduğunu hiç
sanmıyorum. Çağdaş bir psikoloğun ifadesiyle cenneti bile ancak devasa
bir süper market olarak düşünen günümüz insanlarının kafasında her
hangi bir kutsalın manevî fonksiyonu ne olabilir ki?
Bütün bu anlattıklarımla çizdiğim bu karamsar tablo sizleri ümitsizliğe
sevk etmesin. Doğru olan umudu kaybetmek değil¸ nereden nereye
geldiğimizi doğru okuyarak¸ hiç birimizin de memnun olmadığımız
davranışlarımızın nedenlerini anlamaya çalışmak ve doğru davranışlar
için çaba harcamaktır.
O halde kendimizle yüzleşmek için daha ne bekliyoruz. İçimize dönelim¸
insanlığımızı yeniden keşfedelim ve "yeniden doğuş" için düğmeye
basalım. Kaybolan insanlığımız bulunamayacak kadar uzağımızda değil.
O halde haydi buyrun insanlık keşfine ! Buyrun içimize yapacağımız yolculuğa ! Yolunuz ve yolumuz açık olsun !