4/4/2009
müslüman gencin halet-i ruhiyesi
Hepsi benzer hastanelerde, benzer doÄŸum merkezlerinde, aynı dünyaya aynı fıtrat üzerine doÄŸmuÅŸlardı. Belli kalıplar, belli kurallar çerçevesinde bebek ve çocuk oldular çokta farklılaÅŸmadan. Sonra her biri büyüdü, serpildi ve farklılaÅŸmaya baÅŸladı.
Tüm bu farklılaÅŸmalar dış dünya denen ÅŸeyin ve önce göbek sonra kan bağı ile baÄŸlı olduklarının ellerinde yoÄŸrulup ÅŸekilleniyordu.
Her biri kendi çevresinin anlam çerçevesi içerisinde büyüyor, geliÅŸiyor, öÄŸreniyor ve kendi perspektifinden bir toplum ütopyasının varlığına inanıyordu. Her biri farklı birer birey olurken içlerinden birileri "Müslüman genç" oluyordu.
Yumurtasını yeni kırıp dışarıya çıkmış civciv misali hayata dair ilk izlenimlerini etrafına, olan bitene bakınırken edinmeye çalışan Müslüman genç, yakın zamanlarda aynı fıtrat üzerine doÄŸduklarıyla karşılaşıyor, onlara karışıyordu imanlı, ihlâslı, vakur, duruÅŸ sahibi bir edayla...
ÇeÅŸitli ÅŸeylerle karşılaÅŸtı hayatında gencimiz, biz…
Müslümandı. KardeÅŸleri vardı, zor durumdaydı. Dert edinmeliydi "bizden deÄŸildir" hitabına maruz kalmamalıydı. YüreÄŸine dert oldu… Öyle sandı ya da sanmalıydı çünkü dert olmalıydı.
"Sosyal" olanla karşılaÅŸtı gencimiz. Önce "deÄŸiÅŸik" fikirlerle tanıştı, sonra dokunmasının haram olduÄŸuyla ve haramın bir baÅŸkasıyla... Önce arkadaÅŸ oldu haramla sonra… SaÄŸ taraftan soktu ÅŸeytanı kendisine sol taraftan gelenleri hiddetle tepti. "İslama uygun" kılıflar bulmakta da gecikmedi.
Abdestin temizlik, namazın spor, orucunda insan vücuduna bir dinlenme olduÄŸunu anlatırken yakaladı kendini...
Dünya da artık eski dünya deÄŸildi, "modern"leÅŸen, "global"leÅŸen, "deÄŸiÅŸen" dünyada artık... Neyse ki daha fazla ileriye gitmedi...
"EÅŸref-i mahlukat"tı, "Allah ın (c.c) yeryüzündeki halifesi" idi. Bir duruÅŸu, bir konumu saygın bir yeri olmalıydı.
BulunduÄŸu toplumda en iyi, en örnek en en en olmalıydı, Müslümandı. Derken ÅŸeyle karşılaÅŸtı "meÅŸru daire"nin dışında kalan bir ÅŸeyle. Ne yapmalıydı? "Kötü" görünmemeliydi, "geri"de... DemiÅŸti ya iyi ve örnek olmalıydı. Olanlara "imanı" izin vermedi, vicdanı ruhunun derinliklerine seslendi. Yutkundu bir ÅŸey diyemedi. Eveledi geveledi.
Müslüman olarak bir "duruÅŸ" sergilemek yerine gurup içerisinde biraz daha yeÅŸil ve uyumlu bir ÅŸekilde kalmanın sayısız "fayda"larını düÅŸündü. "Öteki"leri soÄŸutmamak için böyle davranılmalı fikrini iyice benimsedi. "Yorum", "ÅŸekil", "tarz" farkı dedi unuttu gitti.
Daha geniÅŸ topluluklar içinde bir suskunluk sarmalı içine girdi. Kendini saklaması "gerektiÄŸini" düÅŸündü. Duyuyordu ve susuyordu, görüyordu... "Dilsiz ÅŸeytan" gibi bir ÅŸeyler aklına geldi "takiyye" dedi ve kendini baÅŸka düÅŸüncelere kanalize etti.
DiÄŸer Müslüman gençlerle de bir araya geldi. KonuÅŸtu, tartıştı. Dünyalar kurup, dünyalar yıktı. Hep dünyanın, toplumun temel "direk"lerini konuÅŸtu ama "dinin direÄŸi"ni unuttu.
Hep diÄŸerlerini eleÅŸtirdi aynada karşısına çıkanı tanımadı.
Bir ara durakladı. Neredeydi? Ne yapıyordu? Nereye koÅŸuyordu... Hep bunları düÅŸündü. "İslamı kuÅŸatıp boÄŸan hüsranı göÄŸsüyle kıran" genç olmak, "Namusunu çiÄŸnetmeyen Asım´Ä±n nesli" olmak istiyordu halbuki. İmanlı, ihlâslı, vakur bir duruÅŸ ile yola çıktığını hatırladı. Döndü ve duruÅŸunu yokladı.
Yanında mıydı? Bulamadı… Kendinden yontmadan durabileceÄŸi bir yere "dikilmeye" gitti.
Bu ve benzer düÅŸünceler onu bunalttı. Sonra "ÅŸeytan sokuldu" rahatladı.
alıntı
0 yorum yazilmistir